Doktorların ölümle dansı ve SABİM Jurnal Hattı

*Bu yazı 7 Aralık 2012 tarihinde Birgün Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Biz hekimiz. Mesleğe adım attığımız ilk gün hayatımızı insanlık yoluna adayacağımıza ve hastalarımızın sağlıklı bir yaşam sürmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağımıza dair söz veririz; “Hipokrat Yemini” ederiz.  Ancak Hipokrat yemini eden biz hekimler bugün kendi ruh sağlığımızı kaybetmenin eşiğindeyiz. Sağlıkta Dönüşüm Programı hastaları müşteri, hekimleri ise müşteriyi memnun edecek “satış-pazarlama elemanı” olarak görüyor.
Müşteri memnuniyetinin esası mükemmel müşteri memnuniyetinin sağlanması ve müşterinin geri gelerek ürün satın almasıdır. Ancak ne sağlık hizmeti üretim bandından çıkan bir ürüne benzer ne de sağlık hizmet sunumunu gerçekleştiren hekim tüccara. Biz hekimlerin, firmalar gibi sadık müşteri sayısını artırmayı planlamak ya da müşteriye sürekli satış yapma stratejisi geliştirmek gibi dertlerimiz yoktur. Hekimin görevi hastanın sağlık sorununun nedenini araştırıp bulmak ve en iyi tedaviyi yapmaktır. Hekimler hasta memnuniyetini sağlamak için şaklabanlık yapamazlar. Bizden kimse sihirbazlık ya da her derde çare bulan Lokman hekimlik yapmamızı beklemesin. Hekimler olarak biz ne Lokman gibi ölümsüzlük iksirine sahibiz ne de Lokman suresinde olduğu gibi bizlere “hikmet” verilmiştir. Bizler de insanız ve modern tıbbın elverdiği ölçülerde, ancak çaresi olan hastalıklara çare olmaktayız.

MELİKE ERDEM VE DENTSU KAROJİSATSU
İşe bağlı intiharların iş kazası olarak tanımlanmasının tarihi oldukça yenidir. 1991 yılı Ağustos ayında Dentsu şirketinde çalışan bir Japon uzun ve yoğun iş saatlerinin doğurduğu tükenmişlik ve iş doyumsuzluğu sonucu intihar etmişti. Japon Karajisatsu’nun ailesinin açtığı davaya bakan Japonya Anayasa Mahkemesi bu intiharı iş kazası olarak kabul ederek Dentsu şirketini tazminata mahkum etti. O nedenle bu olay tarihe “Karajisatsu Davası” olarak geçti.
Melike Erdem intiharı insanın aklına ister istemez Karojisatsu davasını getiriyor; eski hastanesinde( Ümraniye Eğitim ve Araştırma) aşırı çalışma, amirleri tarafından yapılan mobbing, günaşırı nöbetler, iş doyumsuzluğu ve tükenmişlik… Yeni hastanesinde( İstanbul Eğitim ve Araştırma)insan sınırlarını aşan hasta yükü, yine 33 saat nöbetler ve kullandırılmayan nöbet ertesi izinler ve SABİM soruşturmaları…
Tipik bir iş kazasına benzeyen bu intihar olayı neden “Kamu Hastane Kurumu Dr. Melike Erdem Davası” olmasın?

MELİKE ERDEM’İN ÖLÜMLE DANSI
Melike 3 yıl sabretti. Mesleğini çok seviyordu ve yüreği insan sevgisiyle doluydu. Ancak 22 Kasım SABİM şikâyet hattına gelen haksız ve yersiz şikâyet bardağı taşıran son damla oldu. Ne yazık ki son SABİM şikayeti onu canından bezdiriyor ve genç meslektaşımız tükeniyor.
Bu haksızlığa dayanamayarak avucunda karaladığı SABİM savunması kendini hastanenin 6. katındaki pencereden boşluğa bırakıyor. Göğsünün üzerine düşen genç Melike’nin sızlayan yüreği parçalanıyor. O gün Melike ile birlikte tüm hekimlerin yüreği sızlıyor ve Türkiye Sağlık Camiası yasa giriyor. 30 Kasım tarihi tıpkı 17 Nisan gibi (Dr. Ersin Arslan) hekimlerin hafızalarının derinliklerine kazınıyor.

SABİM VE ÇÖZÜM
Sağlık Bakanlığı web sayfasında şöyle yazıyor: “Kısaca SABİM;Sağlık hizmetlerinin niteliğinden dolayı etkili bir iletişim sürecinin zorunlu olduğunun bilinciyle
»Sağlık hizmetlerini planlayıp yönetenleri
»Sağlık hizmetlerini sunanları
»Sağlık hizmetlerinden yararlananları
Uzlaşımsal bir platforma taşımak suretiyle sağlık sisteminde etkili iletişim sağlamayı amaçlamaktadır.”
Sağlık Bakanlığı SABİM’i 2004 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programının bir parçası olarak insan sağlığında sıfır hata prensibiyle kurduğunu açıklıyor. Bugün dönüp baktığımızda günde 6000 başvuru, aşırı bürokrasi, yerinde çözülebilecek sorunların merkezden çözülmeye çalışılması, isnatsız suçlamalar, asılsız ihbarlar, imzasız şikayetler, haksız başvurular ve en önemlisi Sağlıkta Dönüşüm Programının felsefesinden kaynaklanan sorunların suçlusu olarak gösterilen hekimler…

Melike Erdem’in ölümüne yol açan şikâyetçiyle yaptığımız telefon görüşmesinde Melike Erdem’den şikâyetçi olmadığını söylediğinde ise Sağlık Bakanlığının “sıfır hata” prensibini ve insan sağlığını düşünmeden edemedim. Ne yazık ki başvuru sahibin sorunu henüz çözülmüş değil. Yani SABİM operatörünce kayıt altına alınan başvuru SABİM çözümleyicileri tarafından hala çözümlenememiştir. Ama Melike Erdem ölmüştür. İnsanın nerede insan sağlığı nerede sıfır hata diyesi geliyor.
Bu acı olayın bir kez daha ortaya çıkarttığı gibi, SABİM şikayet hattının hasta haklarıyla ilgisi yok. SABİM gerçekte bir hak arama yolu değil; AKP’nin popülist sağlık politikasının bir propaganda aracıdır. Hasta hakları evrensel insan hakları arasındadır. Ama hak aramanın yolu SABİM hatlarından geçmez. SABİM’in amacı üzüm yemek değil bağcı dövmektir. Nitekim SABİM’in sağlık çalışanlarına yapılan şiddetin tırmanmasında önemli rolü olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. SABİM imzasız şikayetler, önyargılar,  husumetler  ve hekime öfkenin kabartıldığı bir “jurnal” hattıdır. O yüzden 4 Aralık günü yurt çapında yaptığımız eylemin adını “ALO 184 SABİM YETTİ ARTIK  ÇIK DEVREDEN “ koyduk. Asılsız ihbarlar hattı, ispiyonaj merkezi SABİM’in derhal kapatılmasını talep ettik.
Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarının, sendikaların ve meslek örgütlerinin bu çağrısına yeni intiharları beklemeden acilen yanıt vermelidir.

DR. ALİ ÖZYURT 
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*